Arizona Rüyasi |
Ne zaman adam gibi adam oluyor insan; Çok gezdiğinde mi Çok gördüğünde mi Çok bildiğinde mi ?... Çok ünlü, çok zengin olduğunda mı; çok sevildiğinde mi ?... Yoksa bunların hepsi bir kenara ADAM GİBİ SEVDİĞİNDE mi ?!... |
Bir memleket adamı, Barış Manço;
Çocukken gözümde uzun saçlı değişik bıyıklı fakat eğlenceli bir adamdı. çocukları, vatanını, insanını seven birisi.
Şu an ise bir videosunu açıp bakıyorum da, ulan hiç kimse demedi ki “Şu adamın tipine saçına başına bak” diye.
Niye desinler ki. Barış Manço bütün vatandaşlar tarafından sevilmeyi başaran ender insanlardandı çünkü. hiç bir muhafazakar insan evladı hippi dememişti. kimse bana engel olmamıştı izlemeyeyim diye.
Şimdi bakıyorum, köşk’ün masasına davet edilen sanatçılara falan.
-Lan diyorum, acaba Barış Manço bunların arasında olsaydı nasıl olurdu? Bambaşka olurdu aga bambaşka. Kimsenin götü yemezdi alenen yalakalık yapmaya. Niyahetinde herkesin tuttuğu kendinedir fakat Barış Manço’nun filozof kişiliği karşısında pek çok ezik tip görürdük.
“Veren allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni
Can bedenden çıkmayınca.”
(Fotoğraf; Mayıs 1995)
(Kaynak: vodka-and-rocknroll, aklimdangecenisim-deactivated20 gönderdi)
Koskoca gökyüzünde küçük bir bulut bulsa bile arkasına saklanıp saklambaç oynamak isteyen nazlı bir hatun gibi bu aralar Güneş;
istiyor ki, insanlar başka insanlara bakacağına, başkalarının fotoğrafını çekeceğine, “nerede bu kız?” diye yukarıya baksın, bulutun kenarlarından süzülen ışığın fotoğrafını çeksin. o kadar güzel ki, insanlar çıplak gözle bakamıyor, sadece onun için gözlükler üretiliyor, onun için kuşlar binlerce kilometre uçuyor. tüm hayat, onun için yerini değiştiriyor ama eskisi kadar sevilmediğini düşündüğü an, bir tane bulut buluyor hemen kendisine.
nazlanmayı bıraktı, aylardır kapris yapıyor istanbul’da. en koyusundan bulutlar bulmuş kendine, yüzünü göstermiyor kimseye. biraz kilo almış olduğundan gerek, bikini diyeti yapıyor. malum tüm kadınlar gibi o da yazı bekliyor. sere serpe güneşlenirken, insanların etrafında pervane olmasını istiyor. milyonlarca insandır tapıyoruz zaten hanım abla, çık iki gün bir salın yeter. yağmasın artık yağmur.
Aşkın değer kaybetmesi ayrıca, lüksün evrensel olarak abartılmasından kaynaklanır. Şunu demek istiyorum: Günümüzde kadın, aşktan çok lüksü seviyor. Erkek, lüks içinde olmayan kadını sevmiyor. Aşık, bütün prestijini kaybetti. Aşk da mutlak değerini kaybetti. Değinmekle yetindiğim karmaşık bir sorundur bu sadece..
Hayal kırıklıklarının başkentidir Istanbul..
Sanatçı olmak için gelip orospu olmuştur bir genç kız,
Plak yapma hayalleri suya düşen, dolandırılan ve mahçup, evine dönen bir gencin tutunamadığı şehirdir.
Bir öğretmen gelir, çocukları büyük bir şehrin imkanlarından yararlanacak, daha iyi şartlarda yetişecek diye ama yetiştiremez kazancını hiç bir imkana, var olan ama ulaşamadığı imkanlar yüzündendir bozulan psikolojisi.
Kimseye istediklerini vermeyendir,
Üzerine milyonlarca şiir yazılandır, binlerce film çekilen.. ama hiçbirinin anlatmaya yetmediği bir şehirdir.
Istanbul
Beyoglu - Istanbul (2012)
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Istanbul
(Kaynak: b-o-o-you-wh0re)
Gülmek anahtardır.
Neyin anahtarı olduğu sadece sizin ne istediğinizle alakalıdır…
Keşke, oyunlar oynamasaydık
Beyoğlu’nun p güzelim ara sokaklarında, yarı sarhoş yarı ayık ama pek bi kaçık sarılmalar, öpüşmeler. yokuşların ortasında durup dinlenmeler, yokuşaşağı koşaradım inmeler… Galata köprüsü’nden her ama her zaman yürüyerek geçme kurallarımız…
Şimdi hepsi yalan oldu.
Üzülmeseydi şarkılar
Beline sarıldığım an -sen düşme diye diye- boğazın karanlığına doğru hangi şarkıyı söylüyorduk bağıra bağıra? O soğukta, Deli miydik? Hangi derbi kaç sıfır bitmişti de birileri birileriyle dalga geçiyordu, dalgalar geçiyordu gözümüzün önünden. “Ayrılırsak bir daha bu yolları yürüyemem ben” dediğimde ne de şaşırmıştın. Şimdi sokak sokak kaçıyorum ikimizden. Kendimi bulmak gibi bir kaygım da yok…
Yalın - Keşke
Kankiiii, hadi bi güzellik yaparsın bana.
Merhaba!! Beni takip ettiğin için teşekkür ederim! Benim adım Molly. Ya sen? Nasılsın? :))
Dom za vesanje.
Emir Kusturica films:









Life! It’s a candy
With a red...